Elektronik Ticaret Lisansı Rejiminin Yerindelik ve Hukukilik Açısından Değerlendirilmesi

Elektronik ticaret, küresel ekonominin dijitalleşme süreciyle birlikte geleneksel perakende modellerini temelinden sarsmış ve ticaretin doğasını dönüştüren bir olgu haline gelmiştir. Türkiye’de bu dönüşümün yasal zemini 2014 yılında kabul edilen 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile atılmış olsa da, dijital pazarların beklenenden çok daha hızlı büyümesi ve özellikle Covid-19 pandemisi sırasında ve sonrasında platform ekonomisinin yarattığı yeni tekelleşme riskleri, mevcut düzenlemelerin yetersiz kalmasına yol açmıştır. Bu yetersizlikleri gidermek ve dijital pazarlarda adil rekabet ortamını tesis etmek amacıyla 7 Temmuz 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7416 sayılı Kanun ile 6563 sayılı Kanun’da köklü değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerin en tartışmalı ve en etkili unsuru, belirli bir büyüklüğün üzerindeki elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılar ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcılar için getirilen lisans alma ve yenileme yükümlülüğüdür.
Elektronik ticaret pazarının fiziksel pazarın karşısında çok hızla büyümesi, "eşik bekçisi" (gatekeeper) olarak tanımlanan ve hem satıcılar hem de tüketiciler üzerinde orantısız bir kontrol gücüne sahip olan devasa platformların ortaya çıkışını beraberinde getirmiştir. Geleneksel rekabet hukuku araçlarının, bu platformların veri üstünlüğü ve ağ etkilerinden kaynaklanan "kazanan her şeyi alır" (winner-takes-all) dinamiklerine müdahale etmekte geç kaldığı görülmüştür. (Okkaoğlu, Ç. G., 2025., s.2) Bu durum, hukuka aykırı içeriklerin önlenmesi, haksız ticari uygulamaların sonlandırılması ve rekabeti bozucu reklam faaliyetlerinin denetim altına alınması gibi amaçlarla önleyici (ex-ante) bir düzenleme olan lisanslama rejiminin doğmasına zemin hazırlamıştır. (Doğan, C. & Sanlı, K. C., 2023, s.253)
Lisans alma yükümlülüğü, elektronik ticaret pazarın tüm aktörlerine değil, yalnızca belirli bir pazar gücüne ve işlem hacmine ulaşmış işletmelere yönelik tasarlanmıştır.
6563 sayılı Kanuna 2022 değişiklikleriyle beraber getirilen ek madde 4’te elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılar için elektronik ticaret lisansı şöyle düzenlenmiştir: (1) Bir takvim yılındaki net işlem hacmi on milyar Türk lirasının ve iptal ve iadeler hariç işlem sayısı yüz bin adedin üzerinde olan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı, faaliyetine devam edebilmek için Bakanlıktan lisans almak ve lisansını yenilemek zorundadır. Lisans alma başvurusu, hadlerin aşıldığı tarihi izleyen takvim yılının; lisans yenileme başvurusu ise eşikler aşıldığı sürece her takvim yılının mart ayı içinde yapılır. (2) Lisans ücretinin ödendiğine dair belgenin lisans alma veya yenileme başvurusu sırasında ibraz edilmesi hâlinde başka bir şart aranmaksızın lisans verilir veya yenilenir.
Elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların yükümlülüklerinin düzenlendiği ve yine 2022 değişiklikleriyle Kanuna giren ek 3 maddesinin ikinci fıkrasında elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların lisans alma yükümlülüğü şöyle düzenlenmiştir: (2) Ek 2 nci maddenin ikinci fıkrasının (c), (ç), (d) ve (e) bentleri ile ek 4 üncü maddenin dördüncü ve yedinci fıkraları dışında kalan hükümleri, bir takvim yılındaki net işlem hacmi on milyar Türk lirasının ve iptal ve iadeler hariç işlem sayısı on milyon adedin üzerinde olan elektronik ticaret hizmet sağlayıcı hakkında kıyasen uygulanır. Ek 4 üncü maddede düzenlenen lisans ücretinin hesaplanmasında, elektronik ticaret hizmet sağlayıcının kendine ait elektronik ticaret ortamları üzerinden yurt dışına yaptığı satışlar hesaba dâhil edilmez.
Görüleceği üzere elektronik ticaret faaliyetinin devamlılığı bir idari izne ve bu iznin mali bir bedelinin ödenmesine bağlanmıştır.
Ek madde 4’ün devam bentlerinde lisans ücreti, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcının büyüklüğüne bağlı olarak artan oranlı bir yapıdadır. Bu düzenlemelerle elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların pazar üzerindeki etkileri etkili bir maliyete dönüştürülerek kontrolsüz büyümenin engellenmesi amaçlanmıştır.
Kanun maddesinde görüleceği üzere elektronik ticaret lisansı almak için elektronik ticaret faaliyetini yürüten ticari aktörlerin yıllık bazda net işlem hacimleri esas alınacaktır. Net işlem hacmi Kanunun 2 numaralı maddesinin i bendinde şöyle tanımlanmıştır: İptal ve iadeler hariç olmak üzere, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı için aracılık hizmeti sunduğu elektronik ticaret pazar yerleri, elektronik ticaret hizmet sağlayıcı için ise elektronik ticaret pazar yeri niteliğini haiz olmayan kendine ait elektronik ticaret ortamları üzerinden belirli bir dönemde yapılan sözleşme ve verilen siparişler için düzenlenmesi gereken nihai fatura veya fatura yerine geçen belge değerleri toplamıdır.
Kanun koyucunun niceliksel eşikleri belirlerken böyle bir tercihte bulunmuş olması doktrinde ve yargı kararlarında tartışma konusu olmuştur. Lisans ücretinin ticari aktörün geliri ya da cirosu üzerinden değil, yapılan elektronik ticaret işlemlerindeki toplam değer üzerinden belirlenmektedir. Örneğin elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının cirosunun piyasa koşullarına ve aracılık yapılan ürün çeşidine göre değişmekle birlikte, net işlem hacminin %15 ile %25’i aralığında olduğu söylenebilir. Lisans ücretinin net işlem hacminin %25’ine kadar ulaşabildiği dikkate alınırsa, Kanun’un, büyük ve çok büyük ölçekli elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılar açısından, son derece ağır bir yük öngördüğü söylenebilir. (Doğan, C. & Sanlı, K. C., 2023, s.233)
Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda yapılan 2022 değişikliklerinin ardından Anayasa Mahkemesi nezdinde açılan iptal davasında elektronik ticaret lisansı incelenmiştir. İptal davasının dava dilekçesinde elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların ödemekle yükümlü olduğu lisans ücretlerinin net işlem hacmi esas alınarak belirlenmesinin kamu yararına dayanmadığı; bu ölçütün kullanılmasının faaliyetlere ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu ve teşebbüs özgürlüğü ile mülkiyet hakkını ihlal ettiği ileri sürülmüştür. Ayrıca düzenlemenin haksız rekabete yol açtığı, eşitlik ilkesine aykırı olduğu, elektronik ticaret piyasasında sağlıksız büyümeye ve tekel veya oligopol yapıların oluşmasına neden olacağı, aracı hizmet sağlayıcı çeşitliliğini azaltarak tüketicinin korunması ilkesini zedelediği ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerle bağdaşmadığı belirtilerek, kuralların Anayasa’nın çeşitli maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir.
AYM ise yapmış olduğu değerlendirmede elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların ödemekle yükümlü olduğu lisans ücretinin net işlem hacmi esas alınarak belirlenmesini konu alan kuralları, mülkiyet hakkı ve teşebbüs özgürlüğü bakımından incelemiştir. İnceleme, lisans ücretinin oranlarına değil, net işlem hacminin ölçüt olarak seçilmesine ilişkindir. Mahkeme; lisans ücretinin resim benzeri bir mali yükümlülük niteliğinde olduğunu, kanunda yükümlüler, matrah, oranlar ve ödeme zamanının açık, net ve öngörülebilir şekilde düzenlendiğini ve bu nedenle kanunilik şartının sağlandığını tespit etmiştir. Ayrıca kararda, net işlem hacminin elektronik ticaret pazar yerlerinin ekonomik büyüklüğünü ve pazardaki etkisini ölçmeye elverişli, objektif ve takip edilebilir bir kriter olduğu; elektronik ticaretin yapısal özellikleri dikkate alındığında bu ölçütün keyfî olmadığı vurgulanmıştır. Lisans ücretinin kademeli sistemle belirlendiği, düşük işlem hacmine sahip aracı hizmet sağlayıcıların ya hiç yükümlülük altına girmediği ya da çok düşük oranlara tabi tutulduğu, piyasa büyüdükçe eşiklerin ETBİS verileriyle güncellendiği ve yurt dışı satışların hesaplamaya dahil edilmediği belirtilmiştir. Mahkeme, bu düzenlemelerin amacının elektronik ticaret sektörünün güvenli, sağlıklı ve dengeli biçimde büyümesini sağlamak, rekabeti korumak ve piyasa hâkimiyetini önlemek olduğunu; bu amacın kamu yararına dayalı ve meşru olduğunu kabul etmiştir. Net işlem hacmi esas alınarak lisans ücreti öngörülmesinin elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılar üzerinde makul olmayan veya orantısız bir külfet yaratmadığı, kamu yararı ile bireysel menfaatler arasında ölçülü bir denge kurulduğu sonucuna ulaşılmıştır. (AYM, T.13.12.2023, E.2022/109, K.2023/125 sayılı kararı)
Anayasa’nın 48. maddesi uyarınca herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Elektronik ticaret lisansı alma zorunluluğu ise bu hürriyete getirilmiş bir sınırlama niteliğinde olarak görülebilir. Öte yandan Anayasada düzenlendiği üzere temel hak ve özgürlükler kanun yoluyla sınırlanabilir. Burada elektronik ticaret lisansının yerindeliği ve hukukiliğini tartışırken Avrupa Birliği’nde eşik bekçileri açısından nasıl bir düzenleme yapıldığını anmak önemli olacaktır.
Avrupa Birliği kanun koyucusu, Digital Markets Act (DMA) ’nın giriş (recital) kısmının iki ila dördüncü paragraflarında dijital ekonominin özellikleri sebebiyle dijital piyasalarda geçit bekçisi (gatekeeper) olarak adlandırılan önemli ekonomik güce sahip bazı teşebbüslerin ortaya çıktığı, bu teşebbüslerden bir kısmının dijital ekonomideki tüm platform ekosistemleri üzerinde kontrol uyguladığı ve bunların sahip oldukları piyasa gücünün diğer piyasa oyuncuları tarafından baskılanmasının aşırı derecede zor olduğunu ifade etmiştir. Bu rekabetçi koşulların, dijital piyasaların sağlıklı işlememesi olasılığını artırdığı ve bu durumun geçit bekçileri tarafından ticari ve son kullanıcılara yönelik gerçekleştirilen haksız davranışlarla birleşmesinin, dijital piyasalarda fiyat, kalite, adil rekabet, seçenek ve yenilikleri olumsuz etkilediği ifade edilmiştir. Özetle DMA, dijital sektörde diğer piyasa oyuncuları tarafından tehdit edilmesi pek mümkün olmayan bir konuma sahip büyük oyuncuların, bu konumlarını kullanarak gerçekleştirdikleri adil rekabeti ve ekonomik etkinlikleri olumsuz etkileyen haksız uygulamalarının sebep olduğu piyasa aksaklığını gidermeyi amaçladığı iddiasındadır. (Sanlı, K. C., & Baş, K., 2024, s.253)
DMA’da geçit bekçisi statüsünün belirlenmesi, 6563 sayılı Kanundan farklı olarak esas olarak niteliksel kriterlere dayanmaktadır. DMA m. 3/1 uyarınca bir teşebbüsün geçit bekçisi sayılabilmesi için AB İç Pazarı’nda önemli etkiye sahip olması, ticari kullanıcılar ile son kullanıcılar arasında kilit bir geçit oluşturan temel platform hizmeti sunması ve sağlam ve kalıcı bir piyasa konumuna sahip olması veya kısa vadede bu konuma ulaşmasının öngörülebilir olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. DMA m. 3/2’de yer alan ciro ve kullanıcı sayısına dayalı niceliksel eşikler, tek başına belirleyici olmayıp, yalnızca geçit bekçisi statüsü açısından karine işlevi görmektedir. Bu nedenle bir teşebbüs, niceliksel eşikleri aşsa dahi m. 3/1’deki niteliksel şartları taşımadığını ispat ederse DMA kapsamı dışında kalabilir; buna karşılık Komisyon, eşikler aşılmamış olsa bile niteliksel şartların sağlandığı kanaatine varırsa teşebbüsü gatekeeper olarak belirleyebilir.
Türk Kanununun eşik sistemi bakımından DMA’dan farklılaştığı en önemli yön ise yükümlülüklerin daha geniş bir teşebbüs grubuna bir kademelendirme yapılarak uygulanmasıdır. Komisyon tarafından bugüne kadar sadece yedi teşebbüs – Alphabet, Amazon, Apple, Booking, ByteDance, Meta, Microsoft – geçit bekçisi olarak belirlenmiştir. Buna karşılık 6563 sayılı Kanun, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları net işlem hacimleri ve işlem sayılarına göre “orta”, “büyük” ve “çok büyük” ölçekli olmak üzere üç gruba ayırmış ve eşikler aşıldıkça kademeli olarak yeni yükümlülükler getirmiştir. Piyasa aksaklığının elektronik ticaret sektöründeki tekelleşme eğilimlerinden kaynaklandığı dikkate alındığında, piyasada tekelleşen veya tekelleşme eğilim gösteren teşebbüsler dışında, söz konusu teşebbüslerin piyasa gücünü tehdit edebilecek olan diğer teşebbüslere de bunların rekabetçiliğini azaltan yükümlülükler getirilmesi, rekabet iktisadı açısından oldukça sorunludur. (Sanlı, K. C., & Baş, K., 2024, s.262-263)
Doktrinde öne çıkan bir diğer önemli tartışma, 6563 sayılı Kanun’da yer alan elektronik ticaret hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı tanımlarının belirsizliği ve bu kavramların geniş yorumlanma ihtimalinin, Kanunda öngörülen lisans yükümlülüğünün kapsamını da dolaylı olarak genişletebilecek olmasıdır. 6563 sayılı Kanun’un Kanunu’nun DMA ve benzeri küresel düzenlemelerden farklı olarak esasen elektronik ticaret faaliyetlerini düzenlemeyi amaçladığı, bu nedenle geçit bekçisi olarak tanımlanan bazı büyük teşebbüslerin tipik elektronik ticaret faaliyetleri dışında kalan temel platform hizmetlerinin Kanun ve buna bağlı elektronik ticaret lisansı rejimi dışında kalması gerektiği ileri sürülmektedir. Ancak elektronik ticaret hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı tanımlarının sınırlarının net olmaması, bu kavramların geniş yorumlanması suretiyle, geçit bekçilerinin yalnızca klasik pazar yeri faaliyetlerinin değil, uygulama mağazaları, çevrim içi arama veya reklamcılık gibi temel platform hizmetlerinin de Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamına ve dolayısıyla lisans alma ve lisans ücreti ödeme yükümlülüğüne tabi tutulması sonucunu doğurabilir. Nitekim App Store ve Google Play aracılığıyla uygulama veya ürün satışına imkan sağlanması sebebiyle Apple ve Google’ın elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı olarak; çevrim içi arama hizmetleri sunması nedeniyle Google’ın elektronik ticaret hizmet sağlayıcı olarak; çevrim içi reklamcılık faaliyetleri bakımından ise Facebook’un elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı sayılmasa dahi elektronik ticaret hizmet sağlayıcı kapsamına dahil edilebileceği yönündeki değerlendirmeler, lisans yükümlülüğünün kapsamını genişletici etki yaratmaktadır. 7416 sayılı Kanun ile getirilen reformun dayandığı tekelleşme sorununun yalnızca klasik işlem platformlarıyla sınırlı olmaması bu yaklaşımı belirli ölçüde desteklese de, lisans gibi mülkiyet hakkı ve teşebbüs özgürlüğüne doğrudan müdahale eden bir mekanizmanın, sınırları belirsiz kavramlar yoluyla genişletilmesi, hukuki belirlilik, öngörülebilirlik ve rekabet iktisadı açısından ciddi sakıncalar doğurma potansiyeline sahiptir. (Sanlı, K. C., & Baş, K., 2024, s.256)
6563 sayılı Kanuna 2022 değişiklikleriyle eklenen ek madde 1 ile haksız ticari uygulama yasakları, elektronik ticaret hizmet sağlayıcı ile elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı arasındaki sözleşme ilişkisinde elektronik ticaret hizmet sağlayıcı aleyhine bozulan dengenin düzeltilmesi hedeflemiş ve bu amaçla, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcısının piyasa gücünden bağımsız olarak, sözleşme ilişkisi içinde sahip olduğu asimetrik pazarlık gücünün elektronik ticaret hizmet sağlayıcı aleyhine kötüye kullanılmasını sınırlamıştır. Ne var ki Kanunda lisans yükümlülüğünün yalnızca elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılara değil, belirli eşikleri aşan elektronik ticaret hizmet sağlayıcılara da öngörülmüş olması, koruma mantığı açısından önemli bir soru doğurmaktadır: Zira sözleşmesel ilişkide yapısal olarak daha güçsüz konumda bulunan elektronik ticaret hizmet sağlayıcılara da lisans gibi mali ve idari yükler getirilmesi, dengesizliği gidermek yerine, belirli ölçeklere ulaşmış olsa dahi elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılar karşısında pazarlık gücü sınırlı kalabilen elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların uyum maliyetlerini artırarak fiilen daha kırılgan hale gelmelerine yol açabilir mi? Bu nedenle lisans rejiminin anayasal ölçülülük ve düzenlemenin kendi iç tutarlılığı bakımından değerlendirilmesinde, sözleşmesel ilişkide görece daha zayıf konumda bulunan elektronik ticaret hizmet sağlayıcılara da lisans yükümlülüğü getirilmesinin, ek madde 1 ile hedeflenen koruyucu dengeyi zayıflatma ihtimali olduğu kanaatindeyiz.
Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararında karşı oy yazısı oldukça dikkat çekicidir. Karşı oy yazısında hakim Kanunun tekelleşmeyi önleme amacının meşru ve elverişli olduğu kabul edilmekle birlikte, bu amaca ulaşmak için daha hafif ve yeterli başka araçlar değerlendirilmeden, serbest piyasa koşullarında meşru faaliyetlerle büyüyen teşebbüslere lisans bedeli adı altında ağır bir mali yük getirilmesinin, teşebbüs özgürlüğüyle bağdaşmadığını savunmaktadır. Rekabet hukukunda büyümenin kural olarak sakıncalı olmadığı, aksine rekabeti ve etkinliği teşvik ettiği vurgulanarak, büyümeyi fiilen cezalandıran mali araçların sosyal refahı azaltabileceği belirtilmektedir. Mülkiyet hakkı bakımından ise lisans bedellerinin, vergi ve benzeri mali yükümlülükler kapsamında mülkiyetin kullanımının kontrolü niteliğinde bir müdahale olduğu; bu alanda devletin takdir yetkisi geniş olmakla birlikte, bu yetkinin kişiye katlanılamaz bir külfet yüklememesi gerektiği ifade edilmektedir. AİHM içtihadına (özellikle Vékony/Macaristan kararı) atıfla, regülasyon amacıyla yapılan müdahalelerin kişinin geçim imkanlarını fiilen ortadan kaldırması halinde ölçüsüzlük ve ihlal sonucuna varılabileceği hatırlatılmaktadır. İncelenen lisans bedeli düzenlemesinin, pazar lideri şirketlerin meşru ticari gelirlerinin büyük bölümünü hatta tamamını lisans bedeli olarak talep edilebilir hale getirmesi ve ödenmediğinde faaliyetin sürdürülemez olması nedeniyle, teşebbüs özgürlüğü ve mülkiyet hakkı açısından katlanılamaz bir yük doğurduğu; bu sebeple net işlem hacmi ölçütüne dayalı kuralın iptal edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Kanaatimizce karşı oyda dile getirilen değerlendirmeler ikna edicidir. Nitekim DMA’da geçit bekçisi belirlenirken yalnızca niceliksel eşiklere değil, teşebbüsün piyasa üzerindeki gerçek etkisini ortaya koyan niteliksel kriterlere de ağırlık verilmesi, serbest piyasa koşullarında meşru biçimde büyüyen teşebbüslerin otomatik ve yıkıcı mali araçlarla sınırlandırılmasının teşebbüs özgürlüğü ve mülkiyet hakkı bakımından ölçülülük ilkesine aykırı olabileceğini açıkça göstermektedir.
Ölçülülük değerlendirmesi yapılırken bir değinilmesi gereken bir başka önemli nokta da kanun koyucunun bu düzenlemeleri yaparken dayandığı çalışma ve verilerin kısırlığı olmalıdır. Türkiye elektronik ticaret sektörüne ilişkin en kapsamlı çalışma, 7416 sayılı Kanun’dan kısa süre önce Rekabet Kurumu tarafından yayımlanan E-Pazaryeri Platformları Sektör İncelemesi Nihai Raporudur. Raporda, özellikle çok kategorili elektronik ticaret pazar yeri hizmetleri piyasasında yoğunlaşma incelenmiş ve Alibaba kontrolündeki Trendyol’un 2018’den itibaren rakiplerini geride bırakan güçlü bir büyüme eğilimi yakaladığı tespit edilmiştir. Buna karşılık, diğer elektronik ticaret piyasalarında yoğunlaşma bulunduğuna dair açık bir tespit yapılmamıştır. Bu veriler, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılar bakımından yoğunlaşma sorununun yalnızca çok kategorili elektronik ticaret pazar yeri hizmetleri piyasasıyla sınırlı olduğunu göstermektedir. Ayrıca Amazon gibi güçlü küresel aktörlerin pazardaki varlığı dikkate alındığında, Trendyol’un DMA kapsamında gatekeeper olarak belirlenen platformlar düzeyinde, tehdit edilmesi zor bir ekonomik güce sahip olduğu iddiası tartışmalıdır. Bununla birlikte, Kanunun genel gerekçesinde dile getirilen tekelleşme eğilimi endişesinin, en azından çok kategorili elektronik ticaret pazar yeri hizmetleri bakımından belirli bir olgusal temele dayandığı söylenebilir. Ancak bu sınırlı alandaki tespitlere dayanılarak, yoğunlaşma verileriyle desteklenmeyen diğer tüm elektronik ticaret pazar yeri hizmetlerinin de aynı şekilde düzenleme kapsamına alınması, 6563 sayılı Kanunun elektronik ticaret lisansını da kapsar hükümlerini ölçülülük ve hedefleme bakımından sorunlu hâle getirmektedir. (Sanlı, K. C., & Baş, K., 2024, s.258)
Elektronik ticaret lisansının düzenlendiği ek madde 4’ün gerekçesinde, lisans alma yükümlülüğünün, “pazara yeni giren işletmelerin eşit şartlar altında rekabet edebilmesine imkân sağlayabilmek ve belli büyüklükteki işletmelerin serbest piyasa koşullarını bozucu şekilde faaliyet göstermesini engellemek amacıyla” getirildiği, maddedeki eşiklerin “işletmelerin piyasa rekabetini bozmadan sağlıklı büyümesini dikkate alan bir yöntemle” belirlendiği ifade edilmiştir. Gerekçede kullanılan “sağlıklı büyüme” kavramı hukuki ve ekonomik açıdan belirsizdir ve neyi ifade ettiği açık değildir. Bu kavramın ekonomik etkinlik yaratan büyümeye işaret ettiği kabul edilse dahi, düzenlemenin ruhunun bu yorumu desteklediği kuşkuludur. Çünkü bu düzenleme ile büyümenin önüne geçilmeye çalışıldığı aşikardır. Rekabet hukuku perspektifinden bakıldığında ise 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 6. maddesinde hakim durumun kötüye kural olarak yasaklanmak ile birlikte bir teşebbüsün kendi iç dinamikleriyle büyüyerek hakim duruma gelmesi rekabete aykırı olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenle büyümeyi sınırlayıcı yaklaşımlar, teşebbüslerin rekabet güdüsünü zayıflatarak sosyal refahı azaltma riski taşımaktadır. Özellikle dijital piyasalarda ölçek ekonomilerinin maliyetleri düşürücü ve inovasyonu artırıcı etkisi dikkate alındığında, bu piyasalara yönelik ölçek temelli sınırlamaların sosyal refah üzerindeki olumsuz etkilerinin daha da ağırlaşabileceği değerlendirilmektedir. Muafiyet imkanı olmaksızın ve piyasa ayrımı yapmaksızın ex ante bir düzenleme ile geniş bir teşebbüs grubuna per se(otomatik/koşulsuz) yükümlülükler getirilmesinin, piyasadaki fiyat ve inovasyon rekabetini azaltarak sosyal refaha zarar verme ihtimali çok daha yüksektir. (Sanlı, K. C., & Baş, K., 2024, s.263)
Sonuç olarak, ağ etkileri ve ölçek ekonomileri sebebiyle yapısal olarak karmaşık ve dinamik bir niteliğe sahip olan elektronik ticaret pazarlarında, düzenleyici müdahalelerin yalnızca kısa vadeli etkileri değil, inovasyon, fiyat oluşumu ve tüketici refahı üzerindeki uzun vadeli sonuçları da dikkate alınmalıdır. Ne var ki mevcut kanun değişikliğinde, lisans eşiklerinin ve mali yüklerin hangi bilimsel varsayımlara ve hesaplamalara dayandığına ilişkin şeffaf bir gerekçelendirmeye rastlanmamakta; düzenlemenin hazırlanma sürecinde kapsamlı bir regülasyon etki analizinin yapılıp yapılmadığı da kamuoyuyla paylaşılmamaktadır. (Köksal, E. & Ak, A., 2024, s.407) Bu sebeple de elektronik ticaret sektörüne yönelik piyasa mühendisliğine dayalı müdahaleci yaklaşım, rekabeti ve sosyal refahı koruma amacıyla yola çıkmakla birlikte, yeterli veriye dayalı temele ve nitelikli bir etki analizine dayanmaksızın kurgulandığından, tam tersine rekabetçiliği zayıflatma ve uzun vadede sosyal refahı azaltma riski taşıdığı düşünülmektedir.


Comments